5 Punta- AYŞEGÜL DEMİRHİNDİ, CAN GÖKÇE, ECEM GÜR, DİLŞAT KAYA, SİNAN BOZKURT

5 PUNTA: Beş Odak, Tek İz

Sanat, tarihin ve bugünün kesiştiği o sivri uçta başlar. Alsancak’ın kalbinde, tarihin ve çok kültürlülüğün izlerini taşıyan, bir dönem “Punta” olarak anılan bu kadim sokaklarda; şimdi beş farklı el, beş farklı bakış ve beş keskin uç bir araya geliyor. 5 PUNTA, sadece bir sergi değil; disiplinler arası bir karşılaşma ve ortak bir estetik arayışın manifestosudur.

Neden Punta? Çünkü her fırça darbesi bir uçtur; her seramik kaleminin çamura bıraktığı iz bir odak noktasıdır. Bizler, farklı dünyalardan gelip aynı coğrafyanın ruhunda birleşen beş sanatçıyız. Punta’nın o sivri ucunda, Galeri A’nın atmosferinde tek bir hikâyeye dönüşüyor. Bizler; farklı tekniklerle çalışan, ancak aynı estetik kaygıyla birleşen beş farklı “uç” olarak, sizi bu çok sesli uyumu keşfetmeye davet ediyoruz.

CAN GÖKÇE

2011 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi, Güzel Sanatlar Enstitüsü’nden “İngiltere Victoria&Albert Müzesi’nde yer alan Kütahya Çinileri” konulu tez çalışiması ve sergisi ile yüksek lisans eğitimini tamamlayan Can Gökçe son çalışmalarında 2010 yılında incelemiş olduğu “saltanat kayıkları” ile ilgili tasarımlarını çini tekniği ile uygulamış, “Boğaz’ın Kuğuları”nı saray sanatı ile birleştirerek farklı bir yorum getirmiştir. Birçok uluslararası seramik yarışmasında ödül ve sergileme alan sanatçı, çalışmalarında özellikle geleneksel tekniklerden ve motiflerden yararlanmaktadır.

Geleneksel ve klasik olanın dışına çıkarken, geleneksel renkleri kullanmaktan vazgeçmeyen sanatçı, teknik deneyimlerini bu yönde aktarmaktadır. Farklı kültürlerdeki seramik üretim yöntemlerini de tasarımları ile birleştirmektedir. Mozaik eserler, Akrilik tablolar da çalışmalarında bir ifade biçimi olarak kullanmaktadır.

Sanatçı Uşak Üniversitesi bünyesinde Öğretim Görevlisi Dr. olarak çalışmakta ve çalışmalarını kişisel atölyesinde sürdürmektedir. Aynı zamanda Hacettepe Güzel Sanatlar Enstitüsü Seramik Anasanat Dalında Sanatta Yeterlik eğitimini 2025 Ocak ayında tamamlamıştır.

AYŞEGÜL MANDAL

1994 yılında Uşak’ta doğdu. 2012 yılında Uşak Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi’nden mezun oldu. Aynı yıl Ege Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim İş Eğitimi Öğretmenliği Bölümü’ne girmeye hak kazandı.

2016 yılında Ege Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim İş Eğitimi Öğretmenliği Bölümü’nden mezun oldu. Aldığım eğitimler katıldığım sergiler ile sanat ve sanatçının değeri, toplum değerinin önemi, insanların sanata bakış açısını geliştirmek ve ileri bir bakış açısı ile sanat tutkumu ve gelecek nesilleri sanatla aynı ortamda bir arada tutmak için resim yapmaya ve resim eğitimi vermeye devam etmekteyim.

ECEM GÜR

1995 yılında İstanbul Bahçelievler’de doğdu. 2013 yılında Giresun Yavuz

Kolej Lisesi’nden mezun oldu. Aynı yıl Girne American Üniversitesi

Ekonomi Bölümü’ne girmeye hak kazandı. 2017 yılında Uşak Banaz

Meslek Yüksek Okulu Mimari Dekoratif Sanatlar Bölümü’nden birincilikle

mezun oldu. 2023’te Mimarlık ofisi açtım. Mimari tasarımcı olarak

mesleğimi devam ettiriyorum.

DİLŞAT KAYA

1976 yılında Uşak merkezde dünyaya geldi. 2002 yılında Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek lisans programından mezun olmuştur. 2004 yılında Uşak Anadolu Güzel Sanatlar Lisesinde göreve başlamıştır. 2015 yılında Uşak BİLSEM’ de göreve başlamıştır. Çalışmalarını kendi atölyesinde sürdürmektedir.

SİNAN BOZKURT

20 OCAK 1992 yılında Uşak’ta doğdu.2010 yılında Uşak Anadolu Güzel Sanatlar Lisesinden mezun oldu. Aynı yıl Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Eğitimi Bölümüne girmeye hak kazandı. 2014 yılında Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Resim İş Öğretmenliği Programından mezun oldu. Halen Milli Eğitime bağlı okullarda öğretmenlik yapmaktadır.

Ümit Yiğit / Yaşamak ”her ne ise”

Eserlerinde hayata karşı boşvermişliği ele alan sanatçı, kullandığı canlı ve parlak renklerle neşenin ve çilenin hissettirdiği yoğun duyguları figürlerinde işler. Mutluluk ve mutsuzluk arasında geçen hikayelerde bilmek ve anlamak insanlar için değersizleşmiştir. Onlar için önemli olan küçük mutluluklardır. Ümit Yiğit’in figürleri için ötekileşme belki de asıl yaşam kaynağıdır. Neşeyi sorgusuz, çileyi ise yargısız kabul ederler. Figürlerin yüz ifadeleri bu kabullenişi yansıtır. Yaşamak kabul edilmiştir, her ne ise.

Ümit Yiğit

1967 İzmir doğumlu Ümit Yiğit lisans eğitimini Dokuz Eylül Üniversitesi’nde Grafik Sanatlar bölümünde tamamlamıştır. Üniversite öğrenciliği yıllarında başladığı grafik mizah ve karikatür çalışmalarından üç ödülü bulunmaktadır. 2000 yılında resim yapmaya başlamıştır. Eserleri Devlet Resim, Şefik Bursalı, Nuri İyem ve DYO başlıca olmak üzere birçok önemli yarışmada kez sergilendi. 2009 yılında TJK Resim Yarışması’nda “Canyoldaşı” adlı eseri üçüncülük ödülü aldı. 12 kişisel ve birçok karma sergisi olan sanatçı çalışmalarını İzmir’deki atölyesinde sürdürmektedir.

BİLİYORSUNUZ NEDEN?

Biliyorsunuz, neden?” başlıklı sergi, altı sanatçının son dönem pratiklerindeki hassas müdahaleleri ve formel dönüşümleri merkezine alarak izleyiciyi derin bir sorgulama alanına davet ediyor. Ekolojik izlekleri, jestüel vuruşlu cinsiyetsiz figürleri ve mekânsal soyutlamaları buluşturan bu seçki, disiplinlerarası bir gerilim hattında yeni anlam katmanları üretiyor. Küratoryal kurgu; üslupları yer yer tezat oluşturan ancak ortak duyarlılıklarda birleşen sanatçıların bireysel değişim eşiklerini görünür kılıyor. Sanatın evrilen dilini ve kolektif dönüşümün izlerini keşfetmek üzere, zıtlıkların estetik uyumundan beslenen bu özgün diyaloğa tanıklık etmeye davetlisiniz.

ENGİN ASLAN Sessiz Alanlar – Çekilen Yeryüzü / Silent Spaces- The Retreating Earth

Sessiz Alanlar – Çekilen Yeryüzü / Silent Spaces- The Retreating Earth

Yeryüzü, modern düşünce tarihinde çoğu zaman süreklilik ve dayanıklılık ile ilişkilendirilmiş bir kavram olarak ele alınmıştır. Dipesh Chakrabarty, insanı, jeolojik süreçlerle iç içe geçmiş bir fail olarak düşünür ve insan ediminin dışında konumlanamayan yeryüzü, maddi ve jeolojik zamanlarla birlikte kavramsallaşmıştır. Bu düşünme biçimi, “Antroposen Çağı” tartışmalarıyla temas ederek, Paul J. Crutzen’in insan pratiklerinin yeryüzü ölçeğinde belirleyici etkiler yarattığı yönündeki yaklaşımı üzerinden bir zaman eşiğine işaret eder. Sergi kapsamında bir araya gelen üretimler, açıklayıcı bir tutum benimsemek yerine, doğrudan temsil etmeyen; yüzeyde beliren izler üzerinden ilerleyen bir yaklaşım sunar. İz kavramı, burada geçmişte gerçekleşmiş bir temasın maddi karşılığı olarak ortaya çıkmakta ve tekil zaman anlayışıyla sınırlı okumalar yerine farklı zaman katmanlarının birlikte ele alınmasına olanak tanımaktadır. Antroposen kavramı bağlamında yeryüzünü, insan ve insan-dışı varlıkların oluşturduğu çok katmanlı ağlar üzerinden düşünmeyi öneren Donna Haraway ise insanı; söz konusu ağ içinde ayrıcalıklı bir konumdan çok, etkileşimlerin kesiştiği bir düğüm noktası olarak ele alır. Bu açıdan, üretim mecralarının sunduğu olanaklar, yeryüzüyle kurulan temasın farklı boyutlarını gündeme taşır. Yüzey, bu temasın izlerinin yoğunlaştığı bir eşik olarak, tarihsel, maddi ve jeolojik süreçlerin kesişiminde konumlanır; zaman ise doğrusal bir ilerleme değil, katmanlı bir yapı olarak düşünülür. Resim, fotoğraf, video ve enstalasyon çalışmaları; fiziksel müdahalelerin ve geçici hâllerin sürekliliğine dair bir düşünme alanı kurarken, kullanılan malzemelerin, yeryüzüyle temas etmiş olmanın izlerini tekrar, duraksama ve süreç duygusuyla mekâna taşır. Dolayısıyla bu yaklaşım, sergiyi; yüzeyler, malzeme, zaman, insan ve çevre arasındaki bağlantının maddi karşılıklarını taşıyan, tekil bir özneye bağlanmayan ve çok yönlü etkileşimler üzerinden düşünülebilen bir alan olarak kurar.

Serginin kavramsal atmosferinde sessizlik, belirgin bir nitelik olarak öne çıkmaktadır ve bu yönüyle sessizlik, bir eksiklik ya da boşluk duygusu yerine açıklamanın geri çekildiği bir alan olarak belirir. Çekilme olgusu, yeryüzünün ve doğanın geri çekilmesiyle birlikte düşünüldüğünde ise görünürlüğün yön değiştirmesi bağlamına işaret eder. Bu yön değişimi, daha çok doğanın stratejik bir direnç alanı üretmesiyle belirginleşir; bu çerçevede doğa, dolaylı izler ve maddi kalıntılar üzerinden okunur hâle gelir. Açık biçimde sunulan imgeler yerini, dolaylı izlere ve katmanlara bırakarak, yaşanmış süreçlerin maddi çağrışımları olarak varlık kazanır. Bu bakımdan, söz konusu imgeler ya da eserin kendisi kesin bir sonuca işaret etmez; düşüncenin sürekliliğini besleyen bir anlam aralığı oluşturur ve izleyici, yorumunu mekânla ve yüzeylerle kurduğu bireysel temas üzerinden biçimlendiren etkin bir özne hâline gelir.

Engin Aslan

2026

Engin Aslan

1980 yılında Sivas’ta doğdu. 2008 yılında Çukurova Üniversitesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Resim Anasanat Programı’ndan mezun oldu. 2013 yılında aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü Resim-İş Eğitimi Anabilim Dalı’nda yüksek lisans eğitimini tamamladı. 2017 yılında Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Resim Anasanat Dalı’ndan Sanatta Yeterlik (Doctor of Fine Arts) derecesini aldı. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde Doçent olarak görev yapan sanatçı; IV. Sanat Dünyası Resim Yarışması ve International Biennial of Miniature Art-Timișoara / Romanya Bienali Resim Ödülü başta olmak üzere, ulusal ve uluslararası yarışmalarda toplam 11 ödüle layık görülmüştür. Yüzün üzerinde yurt içi ve yurt dışı sergide eserleriyle yer alan sanatçının çalışmaları; Amerika Birleşik Devletleri, Fransa, İngiltere, Rusya, Hollanda, Almanya, Brezilya, Romanya, Macaristan ve Türkiye’deki resmî ve özel koleksiyonlarda bulunmaktadır. Sanatçı, çalışmalarını İzmir’de sürdürmektedir.

SERGİ: GÖREN BULUT

Gören Bulut – Resim Sergisi
20 Aralık – 20 Ocak 2025
Açılış: 18.00

Gören Bulut’un yeni çalışmaları Galeri A Güncel Sanat Merkezi’nde izleyiciyle buluşuyor. Tüm sanatseverleri sergimizin açılışına davet ediyoruz.

📍 Açılışımıza çiçek gönderilmemesini rica ederiz.
🗓 27 Aralık 2025 – Sanatçı Söyleşisi / 15:00

Gören Bulut

Gören Bulut, 1945 yılında Mürefte de doğdu. 1967 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümünü bitirdikten sonra 1982’de Londra Saint Martin’s School of Art’da Grafik İhtisasını, 1983’yılında Londra Chelsea School of Art’da Master of Art programını tamamladı. 1986 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesine Grafik Bölümüne Öğretim Görevlisi olarak atandı ve Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Sanatta Yeterliğini aldı. 1989 yılında sırasıyla Yardımcı Doçent ve Doçent, 1995 yılında Profesör oldu. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde bir çok yönetim görevinde bulundu. 2005 yılında emekli olarak Yaşar Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin ve ardından Sanat ve Tasarım Fakültesi’nin kurucu dekanlığını yaptı ve Rektör yardımcılığı görevini yürüttü.

Bulut, 1998 yılında Macaristan’ın Csongrád kasabasında düzenlenen VIII. PleinAir Uluslararası Sanat Kampına, 1999 yılında Turunç’ IAM Internationale Akademie Marmaris Sanat Kampına, 2005 yılında XV. Plein-Air Uluslararası Sanat Kampına katıldı. 2002 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü’nün düzenlediği I. Uluslararası Grafik Öğrencileri Buluşması’nı organize etti. 1991 yılında Polonya Krakow Baskı Trienaline, Varşova Güzel Sanatlar Akademisi ve Ulusal Müzelerine, 1998’de Macaristan Joseph Atilla Üniversitesi’ne, 2005 yılında Macaristan Budapeşte Sanat Akademisi ve Romanya Temeşvar Güzel Sanatlar Akademisi’ne İnceleme gezileri yaptı. Yurt içinde ve dışında pek çok kişisel ve karma sergi açan sanatçı, 1995 yılında 56. Devlet Resim Heykel Sergisi’nde de ödül almıştır. Halen çalışmalarını İzmir’deki atölyesinde sürdürmektedir.

MURAT ÖZDEMİR-BULUNTU CENNET /SES’SİZ

BULUNTU CENNET/ SES’SİZ

Son dönem açığa çıkan resimlerim başlangıçta “buluntu cennet” tanımlamasıyla, tasarlanmış bir ‘bahçe’nin, fotoğraf aracılığıyla dondurulmuş lokal görüntülerinin seçilmiş/montajlanmış toplamına odaklanıyordu… Bu ise, botanik zenginliğin resim düzleminde tarafsız anlatımıyla nihayetleniyordu. Giderek son derece kişisel hatta biyografik denebilecek bir sürece evrilen kompozisyonlar, yakın dönem yaşanmışlıklara bir tepki olarak ta okunabilir.

‘Bahçe’ özelinde ki doğa imgesi, sonrasında dönüşerek, endüstriyel olarak seralarda üretimi yapılan ve ait olmadıkları bir iklimde ve coğrafyada, yabancısı oldukları bir toprakta –içinde hapsoldukları saksılarda– hayata tutunma çabasındaki saksı bitkilerinin varoluş çabasını da anlatır gibiler… Tropik iklim kuşağında serpilen o türler, ticari meta olarak, mekanların dekoratif bütününe hizmet ettikleri ölçüde hayatta kalma şansına sahipler, aynı bizler gibi… bu coğrafyada sanatçı olmak– cinsiyet gözetmeksizin– insan olmak, hatta hayvan olarak var olmak, vahim sonuçlarıyla, aidiyetlik duygunuzu yitirdiğiniz, bir biçimde kendi vatanınızda ‘mülteci’ olarak hissettiğiniz, hepimizin ortak ve kadim meselesi halinde önümüzde duruyor.

Başta ‘bahçe’nin masalsı, düş gibi görsel zenginliğinin üzerinde dolaştığımız doğa imgesi, kendi köklerinden, bağlarından kopmuş saksıdaki bitkilerin yan yana, arka arkaya yığıldıkları bir çokluğa dönüşürken, –antikacı dükkanına düşmüş bir mobilyanın çekmecesinden çıkmış, kime ait olduklarına dair hiçbir bilginin olmadığı aile fotoğraflarındaki “meçhuller” gibi birlikte poz veriyorlar…

Murat Özdemir

GÖZDE USKUR-KOŞULSUZ BİR GÖĞÜN ALTINDA

KOŞULSUZ BİR GÖĞÜN ALTINDA

Resim yapmak benim için içe dönük bir günden önüme düşenleri görme çabasını gerektiriyor. Manzaralar, hayvanlar, güneşler, bulutlar, türlü yeşillikler ve mavilikler ve kimi insanlar; basitlik, canlılık ve sakinliğin izini sürme merakıyla bir araya geliyor. Çok uzağa gitmeden, hayatın sadece her günkü haliyle ilgilenerek, onun hep sıradışı ve benzersiz oluşunu not etmek isteği duyuyorum. Bunun için genelde pastel boyaları, sulu boyaları ve kalemleri kullanıyorum. Yaptığım her şeyi tabii ki beğenmiyorum, sevmediklerimi dönüştürmeye çalışıyorum; dönüşmüş hallerini sevmeye çalışıyorum ve neredeyse hiç baştan başlamıyorum. Baştan başlamaya pek inanasım gelmiyor.

Belli bir çabayı düzenli bir şekilde sürdürebilmemi mümkün kılan herkese, her şeye ve olumlu,  olumsuz tüm koşullara teşekkür ediyorum. Bu sergi aracılığıyla bir de gökyüzüne…

Şanslıyız ki yaşadığımız bu şehrin göğü bize bir günün içinde birbirinden çok farklı varyasyonlar sunar. Bulutlarla oynar, günbatımlarını çeşitlendirir. Dinginliğin ardından tedirginliği çağrıştırır ve yine de koşulsuz kalır. Işığa oyun alanı yaratan her şey gibi…

Koşulsuz bir gökyüzü renklerle, canlılarla ve günlerle dolaysız ilişkiler kurmamızı sağlayan bir yer oluverir. Güzel olanı kırık olandan, sevinçli olanı kederli olandan ayırmaz. Her şeye aynı mesafede kalarak devinebilmenin daimi anımsatıcısı olarak bizim için her gün orada durur. Böyle bir gökyüzü artık sadece doğanın bir parçası değildir. Hiç bitmeyecek bir filme bakar gibi, başımızı kaldırır, yaşamın sürüp gidişini seyre dalarız.

Ne güzeldir ki bizi eşzamanda kucaklayan bir kubbeyi içimize çekerek yaşıyoruz.
O açık bir kalp gibi atıyor, biz onu duyuyoruz.

                                                                                                                                                     Gözde Uskur

MURAT DENİZEL- SEN VARKEN

Yaşamımda derin izler bırakan ne varsa kalemlerim, kağıtlarım, boyalarım, formlarımla notlar bırakıyorum başta kendime. Hatta bazen harflerle, kelimelerle. Özgürlüğümün tadını sonuna kadar çıkararak. Bağımsız, kaygılardan uzak, dışarıdan müdahalelere izin vermeden. Baskılara, tehditlere boyun eğmeden. Değişen yaşam şartları ile inatlaşmadan.
Ne anlıyor insanlar resimlerime bakınca? Bilmiyorum, çok da ilgilenmiyorum. Ne anlamak istiyorlarsa onu anlıyorlardır. Belki de hiçbir şey anlamıyorlar. Beni hiç ilgilendirmiyor. O da onların özgürlükleri.
En çok özgürlüğe ihtiyacı vardır insan evladının. Ama doğada olduğu gibi saygıyla, sevgiyle akarak birbirlerinin yaşamlarına.
Özgürlük her canlının özlemidir bazen alenen, bazen derinlerde bir yerlerde. Kimi kavuşur kimi kavuşamaz. Ben resimlerimle kavuşuyorum özgürlüklerime.
Ruhumun suyu, havası özgürlüklerime.
Kendimce, kendim gibi ve kendim kadar.

Özgürlüklerimi yaşayabilmem için sevgisiyle her zaman ve hep yanımda olan canım sevgilimin, eşimin, Altıngül’ün anısına açıyorum sergimi. Bize ve bana yaşattığı her bir an, her bir güzellik için ona hep minnettardım, hep minnettar kalacağım.

Whatever has left deep marks in my life,
I leave notes about them. through my pens, my papers, my paints, and my forms. First and foremost to myself.
Sometimes even through letters, through words.
Savoring the taste of my freedom to the fullest.
Independent, free from worries, untouched by outside interference.
Never bowing to pressure or threats.
Never resisting the changing conditions of life.
What do people see when they look at my paintings?
I don’t know and honestly, I don’t care much. They understand whatever they wish to understand. Perhaps they understand nothing at all.
It doesn’t concern me that, too, is their freedom.
A human being’s greatest need is freedom. But like in nature flowing with respect and love into each other’s lives.
Freedom is the longing of every living being, sometimes openly, sometimes hidden deep inside.
Some find it, some never do.
I find mine through my paintings.
The water and air of my soul are my freedoms. In my own way, as myself, and as much as myself.

I dedicate this exhibition to the memory of my beloved partner, my love Altıngül
who was always by my side with her love, so that I could live my freedoms.
For every moment, every beauty she gave me I have always been, and will always remain, deeply grateful.

05-22 Kasım 2025 tarihleri arasında Galeri A Güncel Sanat Merkezimizde izlenebilir.