
BULUNTU CENNET/ SES’SİZ
Son dönem açığa çıkan resimlerim başlangıçta “buluntu cennet” tanımlamasıyla, tasarlanmış bir ‘bahçe’nin, fotoğraf aracılığıyla dondurulmuş lokal görüntülerinin seçilmiş/montajlanmış toplamına odaklanıyordu… Bu ise, botanik zenginliğin resim düzleminde tarafsız anlatımıyla nihayetleniyordu. Giderek son derece kişisel hatta biyografik denebilecek bir sürece evrilen kompozisyonlar, yakın dönem yaşanmışlıklara bir tepki olarak ta okunabilir.
‘Bahçe’ özelinde ki doğa imgesi, sonrasında dönüşerek, endüstriyel olarak seralarda üretimi yapılan ve ait olmadıkları bir iklimde ve coğrafyada, yabancısı oldukları bir toprakta –içinde hapsoldukları saksılarda– hayata tutunma çabasındaki saksı bitkilerinin varoluş çabasını da anlatır gibiler… Tropik iklim kuşağında serpilen o türler, ticari meta olarak, mekanların dekoratif bütününe hizmet ettikleri ölçüde hayatta kalma şansına sahipler, aynı bizler gibi… bu coğrafyada sanatçı olmak– cinsiyet gözetmeksizin– insan olmak, hatta hayvan olarak var olmak, vahim sonuçlarıyla, aidiyetlik duygunuzu yitirdiğiniz, bir biçimde kendi vatanınızda ‘mülteci’ olarak hissettiğiniz, hepimizin ortak ve kadim meselesi halinde önümüzde duruyor.
Başta ‘bahçe’nin masalsı, düş gibi görsel zenginliğinin üzerinde dolaştığımız doğa imgesi, kendi köklerinden, bağlarından kopmuş saksıdaki bitkilerin yan yana, arka arkaya yığıldıkları bir çokluğa dönüşürken, –antikacı dükkanına düşmüş bir mobilyanın çekmecesinden çıkmış, kime ait olduklarına dair hiçbir bilginin olmadığı aile fotoğraflarındaki “meçhuller” gibi birlikte poz veriyorlar…
Murat Özdemir
