
Sessiz Alanlar – Çekilen Yeryüzü / Silent Spaces- The Retreating Earth
Yeryüzü, modern düşünce tarihinde çoğu zaman süreklilik ve dayanıklılık ile ilişkilendirilmiş bir kavram olarak ele alınmıştır. Dipesh Chakrabarty, insanı, jeolojik süreçlerle iç içe geçmiş bir fail olarak düşünür ve insan ediminin dışında konumlanamayan yeryüzü, maddi ve jeolojik zamanlarla birlikte kavramsallaşmıştır. Bu düşünme biçimi, “Antroposen Çağı” tartışmalarıyla temas ederek, Paul J. Crutzen’in insan pratiklerinin yeryüzü ölçeğinde belirleyici etkiler yarattığı yönündeki yaklaşımı üzerinden bir zaman eşiğine işaret eder. Sergi kapsamında bir araya gelen üretimler, açıklayıcı bir tutum benimsemek yerine, doğrudan temsil etmeyen; yüzeyde beliren izler üzerinden ilerleyen bir yaklaşım sunar. İz kavramı, burada geçmişte gerçekleşmiş bir temasın maddi karşılığı olarak ortaya çıkmakta ve tekil zaman anlayışıyla sınırlı okumalar yerine farklı zaman katmanlarının birlikte ele alınmasına olanak tanımaktadır. Antroposen kavramı bağlamında yeryüzünü, insan ve insan-dışı varlıkların oluşturduğu çok katmanlı ağlar üzerinden düşünmeyi öneren Donna Haraway ise insanı; söz konusu ağ içinde ayrıcalıklı bir konumdan çok, etkileşimlerin kesiştiği bir düğüm noktası olarak ele alır. Bu açıdan, üretim mecralarının sunduğu olanaklar, yeryüzüyle kurulan temasın farklı boyutlarını gündeme taşır. Yüzey, bu temasın izlerinin yoğunlaştığı bir eşik olarak, tarihsel, maddi ve jeolojik süreçlerin kesişiminde konumlanır; zaman ise doğrusal bir ilerleme değil, katmanlı bir yapı olarak düşünülür. Resim, fotoğraf, video ve enstalasyon çalışmaları; fiziksel müdahalelerin ve geçici hâllerin sürekliliğine dair bir düşünme alanı kurarken, kullanılan malzemelerin, yeryüzüyle temas etmiş olmanın izlerini tekrar, duraksama ve süreç duygusuyla mekâna taşır. Dolayısıyla bu yaklaşım, sergiyi; yüzeyler, malzeme, zaman, insan ve çevre arasındaki bağlantının maddi karşılıklarını taşıyan, tekil bir özneye bağlanmayan ve çok yönlü etkileşimler üzerinden düşünülebilen bir alan olarak kurar.
Serginin kavramsal atmosferinde sessizlik, belirgin bir nitelik olarak öne çıkmaktadır ve bu yönüyle sessizlik, bir eksiklik ya da boşluk duygusu yerine açıklamanın geri çekildiği bir alan olarak belirir. Çekilme olgusu, yeryüzünün ve doğanın geri çekilmesiyle birlikte düşünüldüğünde ise görünürlüğün yön değiştirmesi bağlamına işaret eder. Bu yön değişimi, daha çok doğanın stratejik bir direnç alanı üretmesiyle belirginleşir; bu çerçevede doğa, dolaylı izler ve maddi kalıntılar üzerinden okunur hâle gelir. Açık biçimde sunulan imgeler yerini, dolaylı izlere ve katmanlara bırakarak, yaşanmış süreçlerin maddi çağrışımları olarak varlık kazanır. Bu bakımdan, söz konusu imgeler ya da eserin kendisi kesin bir sonuca işaret etmez; düşüncenin sürekliliğini besleyen bir anlam aralığı oluşturur ve izleyici, yorumunu mekânla ve yüzeylerle kurduğu bireysel temas üzerinden biçimlendiren etkin bir özne hâline gelir.
Engin Aslan
2026
Engin Aslan
1980 yılında Sivas’ta doğdu. 2008 yılında Çukurova Üniversitesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Resim Anasanat Programı’ndan mezun oldu. 2013 yılında aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü Resim-İş Eğitimi Anabilim Dalı’nda yüksek lisans eğitimini tamamladı. 2017 yılında Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Resim Anasanat Dalı’ndan Sanatta Yeterlik (Doctor of Fine Arts) derecesini aldı. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde Doçent olarak görev yapan sanatçı; IV. Sanat Dünyası Resim Yarışması ve International Biennial of Miniature Art-Timișoara / Romanya Bienali Resim Ödülü başta olmak üzere, ulusal ve uluslararası yarışmalarda toplam 11 ödüle layık görülmüştür. Yüzün üzerinde yurt içi ve yurt dışı sergide eserleriyle yer alan sanatçının çalışmaları; Amerika Birleşik Devletleri, Fransa, İngiltere, Rusya, Hollanda, Almanya, Brezilya, Romanya, Macaristan ve Türkiye’deki resmî ve özel koleksiyonlarda bulunmaktadır. Sanatçı, çalışmalarını İzmir’de sürdürmektedir.
